Ana içeriğe atla

Hz. İbrahim’in Kurbanı ve Îmân



Kurban: lügatte “yakınlaşmak” demek. Kime ve ne şekilde?

Kurbanla ilgili ilk hadise Habil ile Kabil arasında vuku bulur. Allah, ikisine de birer kurban getirmelerini emreder. Habil, en güzel malını getirirken Kabil çürük olanını getirir. Sonuç olarak Habil’in kurbanı kabul edilip O “Allah’a yakınlaşırken” Kabil’inki kabul olunmaz.

Onlara Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine):” Seni öldüreceğim” demişti. Diğeri ise şöyle demişti: “Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder”.
Kur’an-ı Kerim, Maide 27

Kurbanının kabul olunmaması Kabil’i kıskançlığa sürükler ve Habil’i öldürür. Bir bakıma Habil’i kurban eder, nefsine, ihtiraslarına. Kurban nefsini köreltmeyi amaç edinirken O, kardeşi Habil’i öldürerek nefsini ateşler. Hülasa Allah’ın emrinin tam zıddını icra eder O.

Bu yazıda mütalaa edeceğim kurban ise İbrahim’in (a.s.) kurbanı.

Onun kurbanı gerçekten görkemlidir. Allah’tan yıllarca kendisine bir oğul nasip etmesini ister ve yıllarca istedikten sonra nihayet bir oğlu olur.

“Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”
Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
Kur’an-ı Kerim, Saffat 100,101

İbrahim (a.s) bir rüya görür ve rüyada Allah İsmail’i -yıllardır beklediği oğlunu, dünyada kendisine en çok muhabbet beslediğini- kurban etmesini ister. İbrahim (a.s) hiç düşünmez bile. Durumu oğluna anlatır:

“Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: ‘Evladım, dedi, ben rüyamda seni kurban etmeye giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!’ Oğlu:‘Babacığım! Hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah’ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!’ dedi.” (Saffat, 37/99-102)

Ne dehşetli iş! Basit bir hikaye değil, saç ağartacak bir kıssa. “Evladım!” diye seslenecek bir şefkat ve Allah’a koşulsuz teslimiyet. Hz. İsmail’in “Hiç düşünüp çekinme!” demesine ne demeli? İman’a sahip olmayanlar için delilik olan bu istek, İbrahim (a.s.) gibi bir mü’min için “ödevdi”.

Eğer imanı önemsiz olarak çıkarırsanız, geriye yalnızca İbrahim’in İshak’ı öldürme isteği ham gerçeği kalır ki, imansız kimse için taklit etmesi çok kolaydır. İman olmaksızın bu eylemi yapmak zordur.
Korku ve Titreme, Soren Kierkegaard, sf.77

İman, tam anlamını İbrahim’de bulur. Allah yolunda her şeyini feda edebilecek bir iman. Onunki inanılmaz bir imtihandı. Her insanın veremeyeceği bir imtihan… Allah hiçbir şeyin şahsına ait olmadığını kendi elleriyle tattırıyordu İbrahim’e. 70 yıllık bir bekleyiş, çocuğunun doğmasıyla doğan sevinç ve Allah’ın, İsmail’ini kurban etmesini istemesi…

İbrahim (a.s.) üzülmedi, umutsuzluğa kapılmadı. Sadece kendisine emredileni yapmak için atıldı. Bugün bizim de yapmamız gereken budur: ızdıraplara aldırmamak ve her birinin imanımızın bir imtihanı olduğunun şuurunda olmak. Allah’ın emrini yerine getiren kişi mutluluğunu dünyadan ve onun içindekilerden değil ilahi rahmetten almalı.

Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
“Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”
“Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”
Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.
Kur’an-ı Kerim, Saffat 103-107

İbrahim (a.s) imtihanı kazandı. Allah ona tertemiz bir nesil ve güzel bir ad bıraktı. Her gün milyonlarca mü’minin Rabblerinin huzurunda İbrahim’in adını anması ne büyük ödül!

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
İbrahim’e selâm olsun.
İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
Çünkü o mü’min kullarımızdandı.
Kur’an-ı Kerim, Saffat 108-111

İman en yüksek bilinçtir, oraya ondan başka hiçbir şey erişemez. Onun emrettikleri başka hiçbir şeyin süzgecinden geçemez, ne dünyevi menfaatlerin ne de insan aklının.
İbrahim (a.s.) böyle bir bilince ulaşmıştı. Yaptığı diğer insanlar nezdinde çılgınlıktı. Diğerlerinin ne dediğine bakmadı, emredileni yaptı. Onun yaptığı sıra dışı bir olay değildir. Bilakis iman sahibi herkesin yapması gereken şey tam olarak budur. Kendimizi O’nun yerine koyalım ve düşünelim, kaçımız İsmail’ini kurban edebilecek? Vicdanımızdan kesin bir “Evet!” cevabını alamıyorsak durup düşünmenin ve imanımızı sorgulamanın çoktan zamanı gelmiştir. Nefsimizi ve isteklerimizi, imanımızın ve Allah’ın emrinin önüne mi yerleştiriyoruz?


Senin İsmail’in Kim?
Senin İsmail’in kimdir? Veya nedir?
Makamın mı? Onurun mu? Mevkin mi? Statün mü? Mesleğin mi?
Paran mı? Evin mi? Bağın mı? Otomobilin mi? Ma’şukun mu? Ailen mi?
İlmin mi? Rütben mi? Sanat ve maharetin mi? Ruhaniyetin mi? Alimliğin mi? Elbisen mi? Adın mı? Namın mı? Şöhretin mi? Canın mı? Ruhun mu? Gençliğin mi? Güzelliğin mi?
Ben nereden bileyim? Bunu sen kendin bilirsin.
Her ne ve kim ise onu sen kendin Mina’ya getirmeli ve Kurban için seçmelisin. Ben sadece onun alametlerini sana söyleyebilirim.
Seni iman yolunda zayıflatan, gitmekte olan seni kalmaya çağıran, seni “sorumluluk” yolunda şüpheye düşüren, seni kendine bağlayan ve alıkoyan, gönül bağlılığı mesaj işitmene, hakikati itiraf etmene izin vermeyen, seni firara çağıran, seni maslahatçı izah ve yorumlara sürükleyen ve aşkı seni kör eden her şey…
İbrahim’sin! Ve İsmail’e zaafın seni İblis’in oyuncağı haline getirebilir.
Hayatında şeref, saygınlık, iftihar ve faziletin doruklarında bir tek şey vardır ki onu elde etmek için zirveden inebilir, onu kaybetmemek için bütün İbrahimî kazanımlarını yitirebilirsin:
O İsmail’indir. İsmail’inin bir şahıs veya başka bir şey olması mümkündür; bir durum bir konum, bir zaaf noktası olması imkan dahilindedir.
Ey “Hakk’a teslim olan”, “Allah’ın kulu”! Hakikatin senden istediği şey, işte budur. Budur “imanın daveti”, “risaletin mesajı”.
Bu senin sorumluluğundur, ey “sorumlu insan”!
Ey “İsmail’in babası”! “İsmail’ini öldür”! “Kendi ellerinle kurban et!”
Hacc, Ali Şeriati, sf.46


Hz.İbrahim’in kurbanıyla ilgili daha geniş bir tefekkür mütalaa etmek isteyenler için Soren Kierkegaard’ın “Korku ve Titreme” adlı eserini öneririm. Ne kadar Hıristiyan bakış açısıyla yazılmış olsa da okuyucularının ufkunu açacaktır.

Yazımı her namazda okuduğumuz bir duayla bitirmek istiyorum:
Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim’e ve İbrahim’in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.


Yorumlar