İrfan dünyamızın kıt olduğu bir asırda ülkemizin boğuk karanlığını devirmek için gözlerini feda etmekten çekinmeyen bir aydın, sağırlara duyurmak için gırtlağını patlatan, ızdıraplı bir vaiz: Cemil Meriç.
Kendini “Yazar ve hocayım. Başlıca işim düşünmek ve düşündüklerimi cemiyete sunmaktır.” diye tanıtan bir mütefekkir ve aydındır Cemil Meriç. Sunduklarıyla düşünmeye mecbur bırakır. Çünkü “İnsan mecbur kalmadıkça düşünmemiştir.”
Başlıca işi düşünmek ve düşündürmektir. Düşünmeyen şuur kazanamaz çünkü, şuur sahibi olmayan ise geçmişini öğrenemez ve geleceğine yön veremez, her şeye “istenilen” pencereden bakmak zorundadır, sığ bir pencereden.
Düşünmek savaşmaktır.
Bir nesil uğruna,
bir millet uğruna,
bir medeniyet uğruna savaşmak.Mağaradakiler, Cemil Meriç, sf.27
Her Müslüman Genç onu okumalı, azmini ve fikir dünyasını bilmelidir. Özellikle günümüzde aydın geçinenlerin onun ummanında bir damla etmeyecekleri bilinmelidir. O, gerçek bir aydındır. Her görüşe açıktır; inceler, tefekkürüyle öğütür ve kendi düşüncelerine katar. Gözlerini kaybetmesine rağmen mücadelesinden, davasından vazgeçmemiş, yazdıklarıyla, söyledikleriyle zincirleri kırmaya, putları devirmeye devam etmiştir. Bu yazıyı, Cemil Meriç’in fikir dünyasını noksanlarla da olsa tanıtmak ve O’nu okumaya sevk etmek için yazıyorum. Biliyorum, sayfalar dolsa da noksan kalacak, okuyucunun affına sığınarak kitaplarından iktibaslarla onun fikir dünyasının kapılarını size açmayı gaye ediniyorum, bismillah.
O, ne sağcıdır ne de solcu. İki tanımı da kabul etmez:
“Sol, geniş kalabalıkların refahını, ışığa kavuşturulmasını, fizik ve moral kalkınmasını ister. Sabırsızdı, gençtir. Zafer uğrunda birçok fedakarlıkları göze alır. Tecrübesizdir. Devrimin ve büyük reformların bütün haksızlıklara son vereceğine inanır.
Sağ, sayıya değil değere önem verir. Daha önce kazanılmış hakların devamını ister. Kalabalıkları yok sayar, vesayet bulundurulmalarına taraftardır. Yerleşmiş kuvvetlerle oynanmasına razı olmaz, karamsardır. Devrimlerin faydadan çok zarar getireceğine inanırlar.
İnsan, bazı bahislerde sağdır, bazılarında sol. Bu itibarla bu kelimeleri aşmak lazım.”Cemil Meriç, Sosyoloji Notları ve Konferanslar
Meriç’e göre Dil Devrimi ve Harf İnkılabı tam bir cinayettir. Önce Harf İnkılabı: Kütüphanelerimiz kağıt yığınına çevrilmiş, neslimiz bin yıllık düşünce birikiminden mahrum bırakılmıştır. Son yüz yılda ülkemizde bir Ahmet Mithat çıkmaması da bundandır. Mazisiyle tüm bağları kopan ülke, fikir dünyasında bir adım ilerlemekten bile mahrumdur. Ve Dil Devrimi: Dilde devrim yapılmaz, dil kendini geliştirir. Dile dışarıdan yapılacak her müdahale onun yapısını bozar, sığlaştırır. Dilin zenginliği Dil Devrimi ile yok edilmiş, tefekkür dünyasının kapıları sonuna kadar kapatılmıştır. İnsanlar kelimelerle düşünür, fikir aleminin gözleri kelimelerdir. Gözlerimize mil çekilmesiyle düşünceden, irfandan mahrum kaldık. “Bir avuç kelime kıtaları birbirinden ayırır.” Geri kalan birkaç sözcükle düşünemiyoruz, düşüncenin hudutlarını fethedemiyoruz. Ve Kamus, devrimlerin, inkılapların dokunmaması gereken mukaddestir. Lakin maalesef, bizim bir kamusumuz yok.
Batı’nın en talihsiz fikir adamı, bir ba’s-ü bâd-el mevt (öldükten sonra dirilme) hayaliyle avunabilir. Türk yazarı, böyle bir teselliden de mahrum. Dil, Penelop’un örgüsü, yirmi dört saatte bir sökülüp örülüyor.Bu Ülke, Cemil Meriç, sf.89
Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilali, tek mukaddese saygı göstermiş: kamusa.Bu Ülke, Cemil Meriç, sf.88
“İzm”lere takılıp kalmayı eleştirir. Her ideolojiden yararlanılmalı lakin ideolojilerin dünyasına hapsolunmamalıdır:
“İzm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri. İtibarları menşe’lerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı.”
“İdeolojiler kinlerimize takılan maskelerdir.”Bu Ülke, Sosyoloji Notları ve Konferanslar, Cemil Meriç
Batı taklitçiliğine, Batılılaşmaya karşıdır. “Batı karşısındaki durumumuz efendisinin ilaçlarını içen uşağa benzer.” der. Batı’da din gerilemeye, bizde ise ilerlemeye sebep olmuştur çünkü. Batı medeniyeti: kanlı gömleğin üstüne yapılan cila. Çağdaşlaşma masalı, önümüze konan ve bir oyuncak gibi bizi oyalayan bir uyuşturucudur:
Batılılaşma miti eskiyince, yeni bir yalan çıktı sahneye… Daha doğrusu, aynı nazenin taze bir makyajla arz-ı endam etti. Filhakika, entelijansiyamızın şerefine şampanya şişeleri patlattığı bu sözde bakire, Tanzimat’tan beri tanıdığımız “Batılılaşma”nın ta kendisi. “Çağdaşlaşmak”, Avrupa’nın yeni bir ihraç metaı, kokain ve LSD gibi… şuuru felce uğratan bir zehir. “Çağdışılık” ithamı, iftiraların en alçakçası, en abesi. Aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlaşmak neden Hıristiyan Batı’nın putlarına perestiş olsun? Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi mukaddeslerini inkâr etmek ve peşin peşin köleliğe razı olmak değil mi?.. Biz apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız; düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha asil, çok daha insanca bir medeniyetin. Çağdaşlaşmanın halk vicdanında adı asrîleşmektir; asrîleşmek, yani maskaralaşmak, gâvurlaşmak. Kırk yıllık Kâni’nin Yâni olamayacağı, Türk’ün akl-ı selimi için bedahetlerin bedaheti; bir medeniyetin başka bir medeniyete istihale edemeyeceği Danilevsky’den beri bir kaziyye-i muhkeme.Bu Ülke, Cemil Meriç, sf. 99,100
Kitap, onun tek dostudur. Okumak uğruna gözlerini feda eder lakin okumaktan yine vazgeçmez, çocuklarına her gün okutturur. Kitaplarda yaşar; hüzünleri, sevinçleri hep kitaptadır. Çocukluk çağında dahi dışlanmış, kendini kitapların asude inzivasına tecelli ettirmiştir. Onun kitaba verdiği önemi hiçbir aydın vermemiştir. Kütüphanesinde 11.000 cilt kitap bulunduğunu okumuştum:
“Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.”
“Kitaba harcadığımız parayı, atlar için harcadığımızla kıyaslarsak, yerin dibine girmemiz gerekmez mi? Kitap sevene kitap delisi diyoruz. Kimseye at delisi dediğimiz yok. Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş. At uğrunda iflas eden edene.”
“Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi. Hayat yolculuğumun sınır taşları kitaplardı. Bir kanat darbesiyle Olemp, bir kanat darbesiyle Himalaya. Ayrı bir dil konuşuyordum çağdaşlarımla. Gurbetteydim. Benim vatanım Don Kişot’un İspanyası’ydı, Emma Bovari’nin yaşadığı şehir. Sonra Balzac çıktı karşıma, Balzac’ta bütün bir asrı yaşadım, zaman zaman Votren oldum, Rastinyak oldum. Dört bin kahramanda dört bin kere yaşamak.”
(Mektuplar, 14.10. 1966)Bu Ülke, Jurnal, Cemil Meriç
İslam’ı geri kalmamızın sebebi olarak görmez. Bilakis, geri kalmamızın sebeplerinden biri de İslam’ı Hıristiyanlık gibi görüp ondan koparak ilerleyebileceğimizi sanmamızdır. Dinsiz aydın yoktur: Türkiye’de aydınlar ya İslam’a inanırlar ya da “İzm” dinine. “İslam, ilahi bir hidayettir.”
“Bir kelimeyle: Dinsizlik, Batı’nın yükselen sınıfları için ne kadar hayırlıysa, bizim için o kadar meşumdur; onlar için ilerleyiş; bizim için çözülüş ifade eder.”
“Vatandaşlığı yapan kan ve toprak birliği değil, inanç birliği. Ümmetin avrupa dillerinde karşılığı yok. Hem siyasî hem dinî bir bağ bu. Kuran hem bir ibadet kitabı hem bir anayasa. Kuran’ın muhatabı bütün insanlıktır. Müslüman camiası milletlerüstü bir topluluk değil, dünyada yaşamak hakkına sahip tek “millet”tir. Fıkha göre her Müslüman bulunduğu herhangi bir Müslüman ülkenin vatandaşıdır. (Bk. L.Gardet, La Cité Musulmane, Vrin, 1969).
Görüyoruz ki, İslâmiyetin anahtar-kavramı, eşitlik. Bu bir amaç değil, bir hak. Hürriyet, eşitliğin bir başka adı veya görünüşü. Sınıf kabul etmeyen bir dinde imtiyaz kabul etmeyen bir dinde kimin kime karşı hürriyeti? Batı, hürriyeti bir hata işleme hakkı olarak tanımlıyor. Müslümanın böyle bir hakkı yoktur. Çünkü o ebedi hakikatın, yegâne hakikatın, cihanşümul hakikatın emrindedir.
Gardet haklı: İslamiyet bir nomokrasidir. Batının fethe çalıştığı eşitliği, çoktan gerçekleştirmiş; fikir hürriyetin insanı insana saldırtan bir tecavüz silâhı olarak değil, bir ikaz bir irşad vasıtası olarak kabul etmiştir. Belki gerçek demokrasinin ta kendisidir İslamiyet. Ama Batı’nınkinden çok başka bir ruh ikliminde gelişen, çok başka meseleleri olan bir demokrasi. “Cemil Meriç
Telif edilen 12 eseri var Cemil Meriç’in, tek tek zikretmeyeceğim. Cemil Meriç okumaya “Jurnal”lerinden ve “Bana öyle geliyor ki hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim.” dediği “Bu Ülke” kitabından başlanabilir. Jurnal, onun bu yazıda bahsetmediğimiz ızdıraplarını anlatır, Bu Ülke ise onun düşünce ufkundan pay almaya başlamak için iyi bir tercih olacaktır.
Aydınımız okumuyor, düşünmüyor. Tek yaptıkları Batı’dan ithalcilik. Genç nesile durmadan okunulmasını, tefekkürü elden bırakılmamasını, taklitçilik yapılmamasını, maziyi avucumuzun içi gibi bilmeyi öğütler. Medeniyetini, irfanını tanıyan ve her an bir şeyler ekleyen entelijansiya ancak böyle kurulabilir:
Tarihimiz mührü çözülmemiş bir masal hazinesi. Ne Batı’yı tanıyoruz, ne Doğu’yu. En az tanıdığımız ise, kendimiziz. Hadis-i Kudsi, “Nefsini bilen, Rabbini bilir” buyurur. Böyle bir bilgeye fert olarak da, cemiyet olarak da, beşeriyet olarak da, en çok şimdi muhtacız.Kültürden İrfana, Cemil Meriç, sf.34
“Öyle sanıyorum ki memleketin büyük ıstırabı buradan geliyor.
Kimsenin işini umursadığı yok.”Jurnal, Cemil Meriç, sf.39

Yorumlar
Yorum Gönder